Gücüm kalmadı artık kendimi daha fazla kandırmaya,
hiç bitmeyecek sandığımız ne varsa bu gece bitti…
hayli zaman yüreğimi oyaladım; ha bugün, ha yarın dönersin diye demir aldığın limana,
bilmezdim çoktandır çekip gitmişsin sen gönül rehberimden..
ıssız değiliz belki her ikimiz de ama, yanlız olduğumuz açık şu andan sonra..
hoşçakal sevdiğim, içimden bir parça değil, benliğimin aynası kopuyor senle,
bil ki sensizken de, senleymiş kadar sahip çıkarım hatırana,
kınalı kuzum, yanağı pembem, dudağı kirazım, gözü okyanusum,
yürü git artık, nolur bakma bir kez olsun ardına..
bilirsin bir bakışın yeter kalbimin durmasına,
ki anlamı da yoktur artık tiktaklamasının boş yere..
sadece bir gürültüden ibaret, taa ki tekrar aşık olana kadar..

iki ok gibiyiz senle ben,
1851 yılı mart ayının ilk günleri.. Venedik’te ünlü La Fenice operasının müdürü fena halde telaş içinde.. 11 Mart gecesi, Büyük Verdi’nin merakla beklenen operası ilk defa sergilenecek.. Orkestra, solistler ve koristler haftalardan beri hazırlanıyorlar.. Büyük usta, yazdıklarını peyderpey operaya gönderiyor.. Provalar öyle yapılıyor.. Mart başında hemen her şey tamam, ama Dük’ün aryası ortalarda yok.. Ne sözleri, ne müziği.. Müdür haberci üstüne haberci yolluyor.. Çıt yok.. Telaş bin.. Müdür bu defa kendisi koşuyor Verdi’nin kapısına..
yoksun,
ve artık askerim, cümleten sevgiyle kalın, vakit buldukça, fırsat oldukça, kalem yazıp mürekkep donmadıkça yazacağım…