Dostluğun ne anlama geldiğini unuttuk mu? Benim de kafam bulanık bu konuda! Dost nasıl birisidir, diye sorun çevrenizdekilere, her kafadan başka ses çıkacaktır, eminim. İstiyoruz ki, tökezlememizi önleyecek bir bastonum olsun; sosyal tırmanışımı sağlayacak merdivenim, zaman zaman terapistim, hatta ağlama duvarım, sevinç kadehim, sessiz kölem, çılgın efendim olsun! İyi de kim kalkabilir bu ağır “görev”in altından?
Dostluk yok artık. Koşullar, koşuşturmaca, özgürlük yanılsamaları ve mecburiyetlerin baskısı dostluğa imkân tanımıyor. Ama dostluğa özlem bütün şiddetiyle sürüyor.
Ya da… Nietzsche haklıdır belki de: Yani insan dostluğun gerektirdiği kadar cömert değildir henüz. En doğru arkadaşlık ilişkisi “yoldaşlık” ilişkisidir…
“Dostluğumuz bitti” dediğimiz durumlara bakın! Aslında ” yol ” bitmiştir; yoldaşlık da o yüzden sona erer.
Dostluk arkadaşlıktan farklıysa eğer… Birine arkadaşım demek yetmiyor, “dostum” demek istiyorsak… Nedendir? Daha sık görüşmek, hep yardımına koşmak, karşılıklı saçmalamalara katlanmak falan değildir dostun farkı. Yok öyle şeyler artık. Hem niye olsun! Dostun farkı ona inanmamızdadır. Daha doğrusu Derrida’nın dediği gibi “ona inanma isteğimiz”dir dostu dost kılan! O yüzden arkadaşlarımız kalbimizi kırsalar bile büyük hayal kırıklıkları yaratmazlar. Oysa dost bildiklerimiz öyle midir! Tam da onlara inanmak, hep güvenmek istediğimiz için sürekli hayal kırıklığına uğratırlar bizi…
Aristo muydu, “ey dostlarım, dost diye bir şey yoktur” diyen… Nasıl hüzünlü bir alaycılık bu!
Haşmet BABAOĞLU

Yorum Bırakın
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız!